Bizden Haberler !

Aralık 24 2019
4117

Aynı sokakta oturuyorduk. Her gün bir kızla geliyordu .adı esrarengizdi, hepimiz onun mevzusunda ayrıcalıklı şeyler söylerdi. lakin kimse gerçeği bilmezdi. kirli sakalları vardı. Yeşil gözlü esmerdi. Mahallenin kızları hayrandı ona. Bense nefret ederdim. Asla kimselerle konuşmaz. yalnız gelir geçerdi.Bigün onunla yolda karşılaştık. oldukca aşırı güzel bir yüzü vardı. Bana gülümsedi. şaşırdım. fakat gene de onu sevmiyordum. lakin o aşırı farklıydı.Gece süresince lambası yanardı. Uyumak yerine onun evini seyrederdim. Onu sevmediğim durumda her şeyiyle ilgileniyordum. Yavaş, yavaş onu gözlemeye başladım. O zaman anladım ki, Ona karsı hissettiğim şey sevgiymiş. bundan bu şekilde O eve gelmeden uyuyamıyordum. Yanına gelen kızları kıskanırdım. Hepimiz onun kötü bulunduğunu söyleyince. hep onu savunurdum. Onunla karşılaşmak için kapıda dururdum.Onu gene yolda gördüm. Bana göz kırptı. Yanımdan geçerken onu çağırdım. “Acelem var Küçüğüm” dedi. Bana aramızdaki ıslak farkını hatırlatmıştı, eve gidip ağladım. Karar verdim Ona aşkımı duyuru edecektim. yolunu gözledim. Bigün onu gelirken gördüm. Peşine düştüm o eve girdi. Birazcık bekleyip kapıyı çaldım. Açtı “Ne mevcut Küçüğüm” dedi. “Seni Seviyorum” dedim. Gülümsedi “Evet” dedi. “Ne evet” dedim. Konuşmadı. Koşarak dışarı çıktım. Bir ay süresince evden çıkmadım.Bigün kızlarla konuşurken. Ambulans geldi onun evine girdi. Sedye ile onu dışarı çıkardılar. önümüzden geçerken: “Ben de seni Küçüğüm” dedi. Kıpkırmızı oldum hepimiz bana bakıyordu. Ağlayarak koşmaya başladım. Aksama kadar sokakta gezdim. Göz yaşlarım durmadan akıyordu. Sonrasında eve geldim. Annemler ondan bahsediyorlardı. Sevmiş olduğu bir kız varmış. Ailesi evlenmesine izin vermeyince kız evden firar etmiş. Sokak serserileri onu öldürmüş. Eve getirmiş olduğu kızlar evi olmayan kızlarmış. kimi sevdiyse ölmüş. aşırı sevip acı çekmiş. intihar edip hastaneyi aramış. Polisler evin duvarında “Küçüğüm” yazısını bulmuşlar. “Küçüğüm sen de ölme!” yazıyormuş. “Ben de seni sevdim, sevdiklerim bunun gibi sen de ölme diye ben öldüm Küçüğüm”

Şubat 19 2019
4117

Kitaplarla doyulur mu; cümlelerle, mısralarla?

Mürekkeple dertleşip, kavga edilir mi notalarla?

Kanepenin köşesinde kadın; başı dizlerinde, ellerinde en sevdiği kitabın altını çizdiklerinin üzerinden geçerken, tok sesiyle adam… Kadının elleri adamın saç telleriyle haşır neşir, kendini hatırlatırcasına kendine, dikkati en çok her cümlenin sonunda “unutma” deyişinde…

Dört duvar arasında her yere sinmiş mürekkebin kokusu, müziğin ritmine karışırken; şart mı mutfaktan sızan pembeleşmiş soğan kokusu illa?

Televizyon sesinin dünyanın çığlıklarını bastırdığı akşamlarda, birbirinin yüzüne bakılmayan yemek masalarında duygusuz bir ifadeyle tuzluk uzatmak daha mı iyi sanki, dizleri dizlerine değmiş heyecanla film izlerken dudağının kenarındaki ekmek kırıntısını eliyle aldığında yüzlerine yerleşen tebessümden?

Aynı çatı altında, hijyen kokan yatak odasında, peş peşe asılı kusursuz ütülenmiş gömlekler daha mı güçlü, düşünüp düşünüp bulamadığı; cümlede olmazsa anlamın tamamlanamayacağı kelimeyi ardından yanaşıp kulağına fısıldayınca eş’lik etmekten ömrüne? Olamaz ki.

Kendi evlerinde, bitmiş halini dinlemek için heyecanla tuşa dokunmasıyla çalmaya başlayan müziği; iki adım gerileyip gözlerini kapatan adamın elinde kalemiyle sağa sola sallanarak orkestra şefliği yaparken kendinden geçerek dinleyişini, elleri dudaklarında birleşmiş izlerken kadının, hangisine dikkat kesileceğini bilememesindeki gururlu heyecanı, ses kesilinceye dek bekletip, biriktirip, nihayet bitince kendisine koşup sarmaş dolaş olduklarındaki mutluluğun tadı hangi tatlıda mevcut?

Kavga ederken duvarlara fırlatılıp kırılan antika vazoların, kıymetli bibloların değil de günlerini, gecelerini vererek yazıp yazıp üst üste dizdiği kağıtları avuçlayıp paramparça etmenin daha az mı acı verici olacağını düşünüyorsunuz ona? Ya da tamir etmenin daha kolay?

Kendini affettirmek için pahalı taşlardan, hediyelerden medet ummak yerine üzgünlüğünü her notasında bas bas bağırdığı kaydın değeriyle bir mi olacak, bir zaman sonra sıkıldığında ya da eskidiğinde değiştirilecek bir arabanın anahtarı? Yok, hayır.

Sanat; evdir, ev ise; önce kendi yüreğin. Kimseye dokunamamış bir yapıt, değerini ispatlayamayacağı gibi; sahibine ait söylenmemiş sözler de size yük olmaktan öteye gidemez. Üretemediğiniz yerde sindirip, yeniden yorumladığınız; bir paragrafta yaşanmışlıklarınızdan kesitler bulunca daha evvel maziye gömdüğünüzü yeniden yaşadığınız, ya da kim bilir, sizin içinizde yaşattığınız sonsuz boşluk bile… Hepsinin bir yerde bir değeri, bir anlamı olabilir.

Evrende kendi yerini iyi seçmeli, kendi değerini daha iyi ve herkesten çok bilmeli. Düzene uymaya zorlanmaktansa, kendi özelinde ruhuna iyi gelen ne varsa biriktirmeli… Ve bunu, en önce, elindekilerle yapabileceğini de deneye deneye öğrenmeli.

Peki daha ne kadar vakit gerek bize; ruhu doyurmadan yaşayanın, nefes alan ölülerden farksız olduğunu anlamak için?

Kıymetini kavramaya yardımcı olarak Mungan’ın da dediği gibi;

“Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren…”

Aralık 23 2018
4117

Fazla abartmış olabilir miyim acaba ben seni sevmeyi? Bir süredir düşünüyorum bunu.

Çıkamıyorum ama işin içinden ne yalan söyleyeyim. Kim sevmezdi ki diyorum. Kim nasıl kayıtsız kalabilirdi?  O sıcacık gülüşüne, sohbetine.. O gözlerinin içine bir kerecik olsa bakan kim kurtarabilirdi kendini senden? En azından ben kurtaramadım. Ben engel olamadım kendime. Gözlerinde ki kör eden o ışığa kapıldım. Ses tonuna kaptırdım kendimi. Duyduğum en güzel sesti sanki seninki. Kelimeler ilk defa bu denli anlamlı geliyordu. Sanki şimdiye kadar sağırdım ve birden bir mucize oldu ve ben ilk senin sesini duymuşum gibi.

Belki minnet duygusu, belki her şeye iyi gelen bir panzehir gibi. Aşık oldum sesine. Aşık oldum gözlerine, ellerine, kokuna… Sana. Kokun diyorum bak. Belki komik gelecek sana ama.. Gözlerimi kapatıp seni düşündüğümde hala gelir burnuma. Sanki yanıbaşımdaymışsın gibi sanki hala ellerim ellerindeymiş gibi, sanki görebildiğim tek şey gözlerinmiş gibi.

Dokunabildiğim bir tek senmişsin gibi.. Gözlerimi açmaya korkar oluyorum öyle anlarda. Şimdi şu an bu hayalle kör olmalıyım diyorum. Son olarak gördüğüm tek insan sen olmalısın, gözlerim son olarak sadece senin gözlerini görmeli kalbim bir tek seni hissetmeli. Olmuyor açıyorum gözlerimi ve acımasız gerçekler kaplıyor her yanımı..

Olsun diyorum hala hayal edebilmek, hala hatırlayabilmek de güzel seni. Korkuyorum ama ya bir gün hayal edemezsem? Sesini anımsayamazsam, gözlerini karşımdaymış gibi göremezsem.. Kokun hala burnumu sızlatmazsa diye… Çok korkuyorum.

Aralık 23 2018
4117

Bir sabah yalnız, ıslak bir yatakta, nemli, bilmediğin, bok kokan bir odada uyanmak kadar çaresiz hissedersin.

Yalın ayak, ayağına batan bir o kadar taş, sustuğun bir o kadar cümle, düştüğün bir o kadar çukur… Dönüp arkana baktığında yalnız başına tüm yolu geri dönmek zorunda hissedersin.

Akşamdan kalma, sevmediğin birinin yanında, üstün başın doğmayacak çocuklarla doluyken o sabah başlayan ve asla geçmeyeceğinden emin olduğun migreninle savaşır gibi hissedersin.

Küçücük, siktir boktan bir közü galonlarca suyla söndürmeye çalışırken işe yaramadığını hissedersin.

Seni seven insanların sayısı azalırken daha bi’ kendin, daha bi’ öz hissedersin.

Aynadaki yansıman daha sakin, daha yorgun, daha solukken sen; daha uyanık, bir o kadar net, bir o kadar dimdik, savaşa hazır hissedersin.

Rakı masanda tek başına içerken kulağına fısıldayanlar sadece Zeki, Ahmet, Müslüm, Müzeyyen, Neşet iken sen; aşık hissedersin.

Takvime baktığında geçen zamanı gördüğünde doğduğuna lanet ettiğin kadar pişman, doğmak kadar çaresiz hissedersin.

Kabullenmek ilaçtır.

Umut zehir.

Yalnızlık özgürlük.

Duygular geçici.

Beyaz tüm renklerin karışımı.

Sen dost.

Ben kayıp.

Aralık 7 2018
4117

‘Radyo dinleyen güzel insandır’ diye bir laf vardır. Radyo aslında kitap okumak gibidir, okudukça alışır vazgeçemezsin. Biz de o vazgeçemeyen insanlardanız. Yıllarca süre gelen bu zaman diliminde bir çok efsane ile tanıştık, bir çok efsaneyi dinledik. Radyonun resimlisi yerine resimsizini tercih ettik. Zeki Müren’i duyalım ama görmeyelim sesinde hayallere dalıp gidelim istedik. Saçma sapan hareketler yapmak yerine saçma sapan konuşmalar yapıp gülelim istedik, velhasıl Kendini Dinle internet radyosunu kurma kararı aldık.

Öyle internet radyosu dediğimize bakmayın, bir internet radyosundan daha fazlası var. Sohbetin en samimisi, üzüntünün en gerçeği, saçmalığın en saçması ama her şeyden önemlisi ailenin en çekirdeği olmak için buradayız. Beklentisi olmayan kendi çapında kişileriz.. Daha fazlasını merak ediyorsan bizi dinlemen yeterli.

Hoş geldin Radyo Dinleyen Güzel İnsan…

Aralık 7 2018
4117

“Ve eğer gerçekten hem satırlarımı okuyup hem de hissetmek istersen, “You are my sunshine..”

Biz!

Ve bizim içimizde ben, sen varsın, bizler varız.. Çok üzülürüz, çok şeye “hayır” demek zorunda kalırız ya da istediğimiz her şeyi yok sayarız.. Ne kadar güçlü olduğumuzu önce kendimize sonra da herkese kanıtlarız.

Düşünürüz ve düşündüğümüzün hep arkasında dururuz. Hayatımızın her anı güzel, hüzünlü, acı.. Hayatımız, unutulmayacak anlarla dolu.

Yine sık sık yaptığım bir şeyi yapıyorum.. Kendimle kalıp, hayatımın muhasebesini yapıyorum.. Bu sefer farklı olan, seninle de paylaşıyorum şu anı..Hayatın hızına inat seviyorum bu şarkıyı; “Yavaşla, zaman senin, her şey iyi olacak..”

Zaman su gibi akarken benden getirdiklerine, götürdüklerine, sevinçlerine, hüzünlerine akıyorum..Sabun kokusunu sevdim her zaman ve hep sakin melodiler cezbetti beni.. Yine böyle bir anda yazıyorum satırlarımı..

Keşkelerim o kadar çok ki, sanırım kendim için yaşadım.. Hep güçlü olmak, hep güçlü olmaya çalıştım ama hiç güçlü değildim aslında..Kendime güvendim en çok ama özgüven eksikliğimin zararlarını yaşadım hep..

Kimseye zararım dokunmadı kendimden başka.. Ağladığım da oldu, korktuğum da.. “Eyvallah” demenin güzelliğini sevdim hep.. Kalbimin sesini de dinledim, mantığımı kullanıp kalbimin acısının sesini de… Yanlışlarımla, doğrularımla yaşadım..

“Eyvah” dediğim anlarım da oldu, “İmdat” dediğim çığlıklarım da… Ve bir kez daha anladım; Hayatın sadece benim istediklerimden ibaret olmadığını, ben diye başlayan planların içine bizi koymadıkça, yıkılan hayallerden ibaret olduğunu..

İnanın bizi ayakta tutan duygular bir tutam sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü.. Bir tutam güzel söz bizi yaşatan, gerisi teferruat..

Sabit olan tek şey, “Doğru sandığım yanlış davranışlarım”.. Onu değiştirmedikçe başkasının ahını almaya devam edeceğim. Onu denek olarak zehirlemeye gerek var mı? Gerek yok değil mi?

Korkuyorum.. Korkarız eski acıları bir daha yaşamaktan. Korkarız o insanların bizi bir daha üzmesinden. Korkarız, bir söyleyemediğimiz için bin kez kendimizi suçlamaktan. Korkarız yanlış insana değer verip pişman olmaktan…

Korkmamız lazım aslında…“Ne ben eski benim onlara sessiz kalacak, ne de onlar aptal değil; benim eski ben olduğumu sanacak.. Bilirler ki aynı şey bir daha olduğunda eskisinin de hesabı sorulacak..”

İlişkiyi başlatırken sadece duyguları kullanmayın.. Sonra mantığımızla öyle kavgalar ediyoruz ki, hayatta aynaya bakarken sancılar çekiyor bedenimiz.. Olan sadece ben dediğimize olmuyor, biz dediğimiz ne varsa yara alıyor.

“İlişkileri başlatırken sadece  duygularını kullanan, bitirirken de sadece mantığını kullanır.”

Çünkü, duygu tükenmiştir.

Aşkın sırrı, cehennemden korkmak, cenneti arzulamaktır; aşkın sırrı su yerine susuzluğu aramaktır.Sevgi Yıldız Ceylan

Aralık 2 2018
4117

Kendini Dinle’yi dinlemiş olanlar olaya hakimdir.

Ancak gecenin bir yarısı gerçekleştiğinden, dinleme fırsatı olmayanlar için ufak bir açıklama yapalım istedik.. Tolga’nın, askerlik süresi içerisinde, gecelerden bir gece kendine bile anlatamadığı derin bir pişmanlık ve yalnızlık duygusu ile aklına gelmiş garip bir oluşum, Kendini Dinle.

Kendini Dinle sadece bir radyo programı değil, gerçekten iyi ruhu olan iyi insanların bir arada olacağı ya da hepimizin nefes alacağı bir alan veya platform.

​Lakin, Kendini Dinle’nin oluşup ortaya çıkması için Tolga’ya bir yol arkadaşı gerekiyordu. Herkesin bildiği gibi, Kendini Dinle’ye Yunus ve Yüsra katıldı ve aslında Kendini Dinle’nin kuruluş sürecinde Tolga’nın yol arkadaşı oldu.

Hepimizin hayatında pişmanlıkları muhakkak var ancak bu pişmanlıkları yaşayarak hayatımızı daha güzel bir hale getiriyoruz. En azından bize göre “Keşke” demek yerine, istediklerimizi yapıp pişman olmak daha çekici.

​Uzun bir makale ile programı ya da Kendini Dinle’yi en ince ayrıntısına kadar anlatmayı çok isterdik ancak gerek olmadığını düşünüyoruz.

Ayrıca, Kendini Dinle’nin kadim hale gelen üyelerinin de Kendini Dinle’ye büyük katkıları olduğunun altını çizmek istiyoruz. Kendini Dinle öyle bir ruh ki; herkes işin bir ucundan tutuyor desek yanlış olmaz.​

Yine de; Kendini Dinle sizler sayesinde var oldu gibi klişe ifadeler beklemeyin bizden. Kendini Dinle’yi biz kurduk ve sizlere; “Bizimle gelir misiniz?” diyoruz.

Kendini Dinle Yönetimi

Sosyal Medyada Biz+